15 Ekim 2019
  • Trabzon18°C

AVRUPA MERKEZCİLİK, BATILILAŞMA VE MÜSLÜMAN TÜRK’ÜN DURUŞU

AYDIN EROL

06 Ekim 2019 Pazar 13:55

   Avrupa merkezciliği Avrupalıların kendileri ve başkaları hakkında oluşturdukları düşünceler, tasavvurlar, teoriler, yakıştırmalar olarak tanımlamak mümkündür. Bizim için asıl önemli nokta ise bu düşünce, değer yargıları ve teorilerin dayatılması, başkalarına nüfuz etmesi bir diğer ifadeyle Avrupalı olmayan toplumlar tarafından içselleştirilmesidir. Bizim son 100-150 yılda yaşadığımız Batılılaşma serüvenimiz içimizdeki bu Avrupa merkezci bakış açısına sahip insanlar tarafından gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Batılılaşma maceramız boyunca Avrupa’nın düşüncesi, değer yargıları, teorileriyle kendimizi çağa uydurma çabası içerisinde olduk. Oysa ıskaladığımız nokta Batı’nın kendisini insanlığın, tarihin hatta dünyanın vardığı son nokta olarak görmesiydi. Batı bu anlayışı kutsayarak Batı dışı toplumlara kabul ettirmek istemiştir. Bizim için hazin verici olan ise bunu kendi isteğimizle hayata geçirmemizdir.
   Avrupa merkezcilik diğer taraftan Avrupa’yı kültür, sanat, tarih ve değer bakımından diğer medeniyetlere öncelemektedir. “Batı her konuda en iyisini bilir” olarak ortaya konabilecek bu tablo Batılılaşmayı dünyanın kaderi olarak sunan bir perspektife sahiptir. Avrupa merkezciler kendi kültür, gelenek ve gerçekleri üzerinden değil Avrupa milletlerinin gerçekleri ve değerleri üzerinden kendilerini tanımlamaktadır. Ne yazık ki bu bağlamda Avrupa dışı dünyada yaşayan toplumlar da kendilerini büyük ölçüde Batılı örgüt, kavram ve kuramlarla ortaya koymaktadır. Oysa dünya; insani, tarihi, coğrafi olarak Batı ya da Avrupa’dan ibaret değildir. Son 2 yüzyıldır farkına varamadığımız gerçek bu olsa gerek…
  Batı ve Avrupa merkezci anlayışın dünyayı sürüklediği hali belki de en iyi saptayan düşünürlerden biri olan Serge Latouch “Dünyanın Batılılaşması” adlı eserinde şöyle yazmaktadır:
  “Batı neredeyse bütün ülkelerin gözünü diktiği büyülü merkez konumunda bulunuyor. Kalkınma adına önerdiği sanayileşme, bürokratikleşme ve tekniğin sınırsız kullanımı itirazsız kabulleniliyor, yaşam tarzına dönüşen tüketim insanların tek amacı sayılıyor. Batı merkezli haberler, gösteriler, modalar, ahlaki değerler, siyasal yasalar, kitle iletişim araçlarıyla bir anda dünyayı abluka altına alıyor. Ekonomi-politik dinler dışı bir din haline getirilerek sınırsız üretim, başarı, tüketim hırsı bütün dünyaya pompalanıyor. Evrensellik adına insanların yüzyıllardır edindikleri kültürel kimlikler yok ediliyor, gerçek anlamda çoğul insanlık arayışı giderek totariterleşen Batı yüzünden tehlikeye giriyor”
  Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere bizi abluka altına alan tehlikenin farkına varmak durumundayız.  Avrupa merkezli yaklaşımlara, bütün kültürler var olabilmeyi sürdürebilmek adına direnmek zorundadır. Şu unutulmamalıdır ki Batılı, modern olmak ya da bu görüntüyü vermeye çalışmak diğer toplumları Batı’nın hedefi olmaktan çıkarmaz, çıkarmayacaktır. Bir diğer farkında olunması gereken husus ise toplumların kendi inandıkları dinleri, jeopolitik, dilleri, hafızaları ve tarihleri üzerinden yükselip ya da düştükleridir.  Bir toplumun hayatiyetine devam edebilmesi her alanda kendi değerlerine sahip çıkmasıyla mümkündür. Aksi takdirde birkaç nesil içinde eriyip gidersiniz.
  Batı dediğimiz Avrupa, Amerika ise tartışmasız bir şekilde Hristiyan Avrupa, Hristiyan Amerika'dır. Biz ise İslam’a hizmet etmek için İslam’ın sancağını eline alıp onu hem müdafaa eden, hem genişleten büyük bir medeniyetin temsilcileriyiz. Bu gerçeği unutup belleklerden silerek kayıtsız, şartsız Batı’nın peşinde koşturmak, bunu çağdaş dünyanın gereği olarak görmek bu milletin tarihsel şuurunu baltalamaktan öteye bir anlam taşımaz. Diyeceğimiz o ki sömürünün her çeşidini “gönüllü” olarak talep etmekten vazgeçmek zorundayız. Aksi takdirde zaten mevcut kötü durumumuzdan daha da beter noktalara sürükleniriz.