21 Temmuz 2019
  • Trabzon24°C

ÖZSAVUNMA

MOR PEŞTEMAL

25 Nisan 2019 Perşembe 11:06

  Şiddetin kaynağına ulaşılmasına ve ona son verilmesine imkân veren tüm gerekli araçlar, yaklaşımlar ve tepkilere öz-savunma adı verilir. Öz-savunma toplumsal cinsiyete bağlı farklı roller (erkeklik-kadınlık) karşısındaki feminist bilinçtir. Aynı zamanda öz-saygı çabamızı da ifade eder.

   Bizler özgür ve özerk kadınlar olmak istiyoruz; kendi kendimizin sahibi olmak istiyoruz. Güvenliğimizi pekiştirmeli ve çeşitli yeteneklerimiz olduğuna inanmalıyız. Kendi hayatlarımızın, kendi kararlarımızın, kendi bedenlerimizin ve kendi geleceğimizin sahibi olduğumuzu hissetmek istiyoruz. Kendimizi sevmek, kendimize saygı duymak ve gerekli olan yerde kendimize sınırlar çizmek, kendi özerk varlığımızı savunmamızı sağlayacak araçlardır. Cinsiyetçi yaklaşımları saptayabilir, fark edebilir ve reddedebiliriz. Bu feminist öz-savunma eylemidir.

   Saldırıya uğradığımızda kendimizi savunmalıyız. Kendi güvenliğimizi ve kendi hayatlarımızı savunma görevini kimseye/ başkalarına havale edemeyiz. Hem bireysel savunma eylemi hem de kadınların kolektif örgütlenmesi: birbirimizi savunmak, kolektif tartışmalar yapmak ve müşterek alanlar yaratmak bu nedenle öz savunma bakımından gerekli ve yaşamsaldır.

  Hepimiz kadınız; ben, sen, o. Farklı kültürlerden ve kökenlerden geliyor olsak da, yaşımız ve konumlarımız farklı olsa da, hepimiz şiddetin sonuçlarına maruz kalıyoruz. Ne bunu sonlandırmak isteyen ilk kadınlar biziz ne de şiddetle yüzleşme yeteneğinden ve gücünden yoksunuz. İyi bir strateji çizelim. Saldırganlara tekmeyi basalım ve bir araya gelip, düşüncelerimizi paylaşıp, birlikte bir şeyler yaratalım.

NEDEN FEMİNİST ÖZ SAVUNMA

Çünkü kendi benliğimizin iktidarı bize ait!

Farklı farklı ülkelerde ve çağlarda kadınlar, bunu böyle tarif etmeseler de, daima feminist öz-savunma dediğimiz yöntemi kullandılar. Sessizce veya yüksek sesle, bireysel veya kolektif olarak, hayatta kalmak ve/veya saldırılara karşı koymak için stratejiler oluşturdular. Bask ülkesinde, 30-40 kişilik bir kadın grubu kocaları tarafından taciz edilen kadınları korumak için çeşitli gruplar kurdu. Bu gruplar, kocalarının şiddet gören kadınların evlerine girmesini engellemek için kadınların evlerinin önünde nöbet tuttular. Çünkü cinsiyetçi şiddet o dönemde toplumsal bir sorun olarak değil, sadece özel alana ait bir sorun olarak görünüyordu.

  Bugünse kadın hareketi tarafından yürütülen mücadele sayesinde, cinsiyetçi şiddet kamusal ve toplumsal bir sorun olarak kabul ediliyor. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti sona erdirmekle sorumlu kılınan çeşitli kurumlar ve yasalar var. Ancak, bu durum, sorunun çözümünü bilinçsiz biçimde de olsa, kurumlara veya yasalara havale ediyor. Ülkemizde ise şiddetle mücadele mekanizmaları ve politikalarının altı iktidar tarafından bilinçli biçimde oyuluyor. Bu havale etme biçimi de kadınların kendi bedenlerini ve kendi benliklerini savunma düşüncesini bir kenara koymasına neden olabiliyor.

   Öncelikle öz-savunma kavramının temelini oluşturan öz/benlik kelimesinin, sadece tekil olarak bize, kendimize değil, tüm kadınlara, kadın topluluğuna atıfta bulunduğunu vurgulamalıyız. Saldırıya uğradığımda bunun nedeni benim ben olmam değil, kadın olmamdır. Bu yüzden tek bir kadına yönelik her aşağılama, her hakaret veya her saldırı biz tüm kadınlara yönelik bir saldırıdır. Ama bizler yalnız değiliz ve birlikte güçlüyüz!

  Bu düşüncelerle çıktığımız yolda Trabzon’da da “Feminist Özsavunma Atölyeleri”ne başladık. İlk grupla yaptığımız atölye dizisinin sonuna gelmek üzereyiz. Birlikte güçlenmek ve özsavunmayı, kendimizi, yaşadıklarımızı birlikte keşfetmek için sen de gel! Bir sonraki atölyede birlikte olalım!