15 Ekim 2019
  • Trabzon18°C

TABELACI YUSUF

MEHMET KUVVET

05 Ekim 2019 Cumartesi 09:59

   Dershanecilik yaptığım 1990’lı yıllarda tabela ve reklam işlerimizi kahramanımıza yaptırıyorduk. 
y.-rizeli-1.jpgBir gün iş takibi için dükkanına gittiğimde kendisini sinirli bir şekilde bağırıp çağırırken gördüm. Oysa çok sakin ve kibar bir insandır. Yaşlarımız yakın olmasına rağmen, 
“Hayırdır abi ne oldu?” diye sordum.
“Sorma ya, yetiştirmem gereken acil bir iş vardı. Kargo şirketi malzemeleri Rize’ye götürmüş.” dediğinde olayı çözdüm.
“Abi dua et soyadın Rizeli, soyadın ya Adanalı olsaydı ne yapacaktın?” dedim, gülüştük. 
“Haydi abi Rize’ye gidiyoruz” dedim, yola koyulduk. Soyadı Rizeli olduğu için kargo şirketi karıştırmış ve malzemeleri Rize’ye götürmüştü.
BU ÖYKÜ KAHRAMANIMIZ REKLAMDA SINIR TANIMAYAN, SANAT VE SANATÇI DOSTU; YUSUF RİZELİ
Almanya’da “Her Yönüyle Trabzon” etkinliğindeyiz, Dortmund Belediye Başkanını makamında ziyaret ettik. Sohbet sırasında reklamda sınır tanımayan Yusuf Rizeli çantasından reklam etiketini çıkardı, başkandan izin alarak masasına yapıştırdı.
Türkiye’nin dört bir yanını tabelalarla donatan Yusuf Rizeli, doğuda bir ilde tabela takmak için ekibiyle bulunuyor. Elemanı kurduğu merdivene çıkıp tabelayı takıp iniyor ve merdiveni almak istediğinde merdiveni yerinden oynatamıyor. yusuf-rizeli_.jpgYusuf Rizeli: “Ne oldu?” diye soruyor. Eleman: “Abi merdiveni buraya vidalamışlar” 
Bunun üzerine Yusuf Rizeli çekiç istiyor, merdivene birkaç kez vuruyor ve “Tamam al şimdi” diyor. Meğerse eksi kırk iki derecede merdiven yere yapışmıştı.
Bir gün gazetede bir haber: “Yusuf Rizeli reklamın sonunu bulamadı.” Ve altında bir fotoğraf; sponsoru olduğu sakat arabası ve Yusuf Rizeli’nin reklam etiketi. Birkaç gün sonra aynı gazetecinin bir başka haberi. “Yusuf Rizeli reklamın sonunu buldu.” Altta bir fotoğraf; camiye takılan hadislerin yazılı olduğu tabela ve altında Yusuf Rizeli’nin reklam etiketi. 
   Yine bir gün bir okul yöneticisi Yusuf Rizeliye okul için üç adet duvar tabelası yaptırır. Parasını ödemek isteyen yöneticiye; “Hocam ne yazdık senin için?” diye sorar. Yönetici; “Bir ALLAH yazısı var.” der, Rizeli; “Ondan İslamiyet bilgisi alınır, para alınmaz.” der. Yönetici; “Mustafa Kemal’in bir sözü.” der, Rizeli; “Ondan akıl alınır, para alınmaz” der. Yönetici “Bir tane de şehit yazısı.” der, Rizeli “Ondan da dua alınır, para alınmaz “der ve idareciyi yollar.

Yazan ve Sahneleyen: Mehmet Kuvvet

                         UNUTKAN AYNA  & Gürsel KORAT

yusuf-rizeli-2.jpg  1915 yılı Nevşehir’in tek çerçisi lambalı atıyla köy köy dolaşan Boğos vurulmuştur. Boğos’un çocuk tabutu ile önemli belge ve mücevherler kaçırıp sakladığını düşünen çeteler, zenginliğini her türlü yolsuzluğa borçlu olan yamyamlar ve askeri personel peşindedir. Boğos vurulmuş fakat tabut bulunamamıştır. Aranmaya devam edilmektedir.
  Bölgenin üstünde dünya harikası peribacaları, altında ise kuyular, dehlizler ve mağaralar vardır. Türkler, Rumlar, Ermeniler, Aleviler bir arada yaşamakta ve aynı dili konuşmakta, aynı arastada ticaret sanat yapmakta ve aynı okulda okumaktadırlar Her evden Çanakkale Savaşında çarpışan, şehit düşen bir evlat vardır.
Nevşehir’de tehcir yapmakla Miralay, Kolağası Yüzbaşı ve kaymakam görevlidir. Bir taraftan da tabut aranmaktadır. İmam efendiler, papazlar, yağ tüccarları, her türlü menfaat çeteleri çıkar peşindedirler. Göç ettirileceklerin evinde malında kızında gözleri vardır. Her türlü baskı, ölüm ve zülüm yaşandığını görüyoruz.  Bu olumsuzluklar içinde yaşantı devam etmektedir. İş, aş, aşk her türlü gerçekler yaşanmaktadır.  Vicdan kadına çok yakışır.
  Tehcir başlamıştır. Toplananların akıbeti belli değildir.  Bir gurup Ermeni ve komşuları yerliler kaçmıştır. Askerler peşlerindedir. Tabut arayıcıları da peşlerindedir.  Kıstırılan kaçakları ölümden çete baskını kurtarmıştır. Kaçaklara belge verdiğinden şüphelendiği Binbaşıyı, silah arkadaşı Miralay başından vurmuştur. Çete baskınında vuruldu denilecektir.
 unutkan-ayna-kapak.jpg Miralay, baskından kurtulmuş yalnız başına tabut ve kaçakların peşine düşmüştür.  Şüphelendiği çobanla karşılaşır. Tatlı sözlerle kaçakların saklandığı mağaraya birlikte girerler. Kaçaklar yine kaçmıştır. Sıcak bıraktıkları mumlar ve yanan lambalar, tabut. Tabutta öldürülen çocuk resimlerinin negatifleri vardır. İpte birkaç film ve Miralayın tokat attığı altını ıslatan çocuğun fotoğrafı.
     Miralay, çocukluğunun aynası olan tokatlardan birkaçını çobana atar. Çoban yere savrulunca keser almıştır. Miralayın kafasını patlatır.  O mağarayı şimdiye kadar kimse bilmemiştir. Yine de bilinmeyecektir. Acılar tarih sayfasına gömülecektir.
İmran Karaman, Sökük Coğrafya (Mehmet KUVVET) kitabından Kale Dibi Çocukları şiirini okudu.
    “… Bilmezken surların dibinde biten
ısırgan otunun acısını
sızısını alan livaranın
dostluğunu severdi
çalı bacaklarım…”