22 Eylül 2019
  • Trabzon18°C

TRABZON’A TURİSTİN GELMESİNİ İSTEMİYORLAR!

Trabzon Ticaret Borsası’nda Perşembe günü, ‘4 Mevsim Trabzon Turizmi’ adlı bir panel vardı.

Trabzon’a turistin gelmesini istemiyorlar!

12 Mayıs 2019 Pazar 13:56

Önce toplantıyı organize eden Trabzon Ticaret Borsası’nı ve Meclis Başkanı Sebahattin Arslantürk’ü kutluyoruz. Arslantürk, fındıkçı olmasına rağmen Trabzon’a fındıktan kat kat daha fazla gelir getiren turizm ile ilgili düşüncelerini anlattı.

‘4 Mevsim Trabzon Turizmi’ adlı panele damga vuran konuşmayı ise Trabzon’un hem mektepli hem de alaylı turizmcisi, Gündönümü Turizmin patronu Halil Güven yaptı.  Güven’in konuşmasını, Sonnokta Gazetesi’nden Şükran Atalar, ‘Suyu Bırak Sümela’ya Bak’ manşetiyle verdi.

Halil Güven dün sabah saatlerinde gazetemiz sahibi ve yazarımız Hasan Kurt’u aradı. Güven,  “Trabzon’un en önemli tarihi ve turistik mekanlarından Sümela, Ayasofya kapalı biz hala havadan sudan konuşuyoruz” dedi.

Halil Güven, Trabzon ve Ankara başta olmak üzere yurt içi, yurt dışı turlar düzenleyen bir firmanın hem sahibi, hem de yeri geldiğinde rehberi. Her yıl on binlerce kişiyi gezdiriyor. Trabzon’a binlerce kişinin gelmesini sağlıyor.

Türkiye’de Sümela ve Ayasofya gibi mekanların sayısının çok az olduğunu kaydeden Halil Güven, “Sümela Manastırı 4 yıldır kapalı. Ayasofya onarım gerekçesiyle kapalı. Bu kentte kimsenin sesi soluğu çıkmıyor. Restorasyon dediğiniz iş, bölüm bölüm yapılır. Avrupa’da restorasyonlar bu şekilde olur. Mekanlar tamamen kapatılmaz. Bizde ise tam tersi. Kapılarına kilit vuruyoruz. Ortahisar Fatih Camii onarımdan geçti, zeminde fayanslar ortaya çıkarıldı. Sonra fayansların üzerini örtüyoruz. Uzun Sokak’taki Trabzon Müzesi (Kostaki Konağı) üç-beş aydır kapalı. Binanın etrafı sarılmış, bekletiliyor. Boztepe’deki Kızlar Manastırı da aynı. Trabzon’a gelen turist ne yapacak? Gezeceği, göreceği yerleri kapatmışız, ondan sonra ‘turiste su satalım’ diyoruz. Önce bu tarihi mekanları turizme açalım sonra suyu da balığı da satarız. Ara sıra kendi kendime acaba birileri Trabzon’a turistin gelmesini mi istemiyor, diyorum. Bunun başka bir izahı da yok” dedi. 

Halil Güven, dağ ve yaylaları gezen Arap turistlerin ülke genelinde alternatif olarak gidebilecekleri yerler olduğunu ve bu yerlere de gittiklerini belirterek, “Arap ülkelerinden gelen turistler için de fazla bir şey yaptığımız yok. Gezip, eğlenecekleri mekanlar hazırlayamadık. Bu durumda yakında Arap turizmi de sekteye uğrayabilir” dedi.

Trabzon Kültür ve Turizm İl Müdürü Ali Ayvazoğlu da turizmi bilen bir isim. Sümela’nın açılmaması ve Ayasofya’nın onarım gerekçesiyle kapatılmasının Trabzon ekonomisine binlerce liralık zarar verdiğini de biliyor. Bilmesine biliyor ama hiçbir şey de yapamıyor.

Trabzon her alanda olduğu gibi turizm açısından da her geçen gün geriye gidiyor. Siyasiler, STÖ’ler, Belediyeler, Trabzon turizmine kesinlikle müdahil olmalıdır!

 

***

 

Cumhuriyetin iki namlılıları, cumhuriyetçiler ve muhafazakâr İslamcı kılıklı liberaller, İstanbul Belediye Başkanlığı üzerinden yeniden kapışacaklar. Ahali ise bu kapışmadan heyecan duyuyor. Saadet Partisi, AKP iktidarının en büyük mağdurlarından biri değilmiş gibi sözde adalet için CHP’nin İstanbul Belediye başkan adayını destekleme yönünde tavır koyuyor. Demokrasi İslam’ın şartıymış gibi anlaşılmaz bir tutum içindeler. CHP’ye kuyruk olarak bu ülkede adaletin sağlanabileceğini düşünüyorlar. Oysa bugün başımıza musallat edilen AKP iktidarı geçmişte laik Kemalist Jakobenlerin hukuki gaddarlıklarından doğmuştu. Başkanlık sistemiyle, tıpkı Amerika’da olduğu gibi, ülkedeki siyasal yapıyı cumhuriyetçiler ve demokratlar diye iki farklı bloğa zorluyorlar. Biz de ısrarla ülkede uzun zamandır kayıkçı kavgası yapan bu iki yamuğun gerçekte sadece birbirlerini tahkim ettiğini söylüyoruz. Saadet Partisi ülkenin selameti için bu danışıklı dövüşün dışında rezerv bir akıl olarak kalmalıdır. 23 Haziran seçimlerinden sonra durum daha da karmaşık bir hal alırsa, konuşmasında başkan adayı adam dövecekmiş gibi ceketini çıkaran CHP ile kudurganlığıyla matuf AKP birbirine girerse Saadet Partisi meşru alandaki siyasi mücadelesini nasıl savunacak. Saadet Partisinin siyasette adaleti sağlamak gibi ekstra bir misyonu yoktur. Var olan arızi durum hukukun sorumluluğundadır. Saadet Partisinin asli işlevi öteden beri korumaya çalıştığı çizgisini hiçbir şartta bozmadan sürdürmektir. Aksi halde demokrasi adına adaleti sağlayayım derken ülkede durmadan tepişen fillerin arasında kalıp ezilecektir. Onun için Saadet Partisi kendi adayıyla İstanbul belediye başkanlığı seçimlerine girmek ve kimin kazanacağına kimin kaybedeceğine bakmaksızın önceki pozisyonunu korumalıdır. Adaleti sağlamak hukuk sisteminin işidir. Hukuk siteminin dışındaki bir unsurun adaleti sağlamaya çalışmanın her zaman daha büyük bir adaletsizliğe de sebep olma ihtimali vardır. Asıl adaleti sağlamak ise siyaseten sağlam bir pozisyonla genel siyasete nüfuz edecek sayısal bir gücü yakalamakla olur. Onun için Saadet Partisi üzerine vazife olmayan şeylere yeltenmeyi aklının ucuna dahi getirmemelidir. (Metin Kondel)

 

***

 

Demokrasi medeniyeti yaratmamıştır. Medeniyet demokrasiyi, hukukun önünde eşitlik kurumunu yaratmıştır. Dağdaki ümmi çobanla beyin cerrahının hukuk düzeninin önünde eşit sayıldığı hukuk devleti anlamında demokrasinin bu merkezi kurumu dağdaki ümmi çobanların hakimiyetinin yarattığı bir kurum değildir. Dağdaki ümmi çobana beyin cerrahı ile hukuk önünde eşitlik fikrini üreten medeniyetin içindeki bazı seçkin insan gruplarının dünya görüşlerindeki gelişmelerdir. Bunun için Aristo vasıfsız bilgisiz insan yığınlarının çoğunlukta olduğu 'demos" un siyasi hakimiyetini "demos-krasi' kötü rejimlerinden biri olarak görmüş, doğru değerlere dayalı rejime 'polity' adanı vermiştir.

Atatürk demokrasiyi kurumlaştırmadı. Tarihin ona verdiği Webergil anlamda karizmatik lider olma şansını kullanarak bir kültür ihtilali yaptı. Bu kültür ihtilali evrensel değerleri olan örneklerin kurumlaştırılmış üretimini sağlamış olma anlamında kısmen başarılı oldu. Kurduğu siyasi hukuki kültürel yapılar sisteminin seçmen çoğunluğunun süren desteğine sahip olması anlamında şimdilik başarılı olamadı. Belki de hiç olamayacak.

Fazıl Say: Mustafa Kemal Atatürk'ün kültür ihtilalinin kısmi zaferinin tacıdır. Mozart artık Almanların malı değildir. Medeni insanlığın malıdır. Fazıl Say da bir Türkiyeli Türk olarak artık aynı medeniyetin malıdır. Bir Ermeni asıllı şefin yönettiği Frankfurt Radyo Senfoni Orkestrası eşliğinde çaldığı Mozart konçertosundan sonra orkestra sanatçıları dahil bütün salonun onu ayakta alkışlaması, Atatürk'ün Jakoben kültür ihtilalinin zaferidir. (Yahya Sezai Tezel)

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
SON DAKİKA