22 Kasım 2019
  • Trabzon13°C

TÜRKİYE BURJUVAZİSİ ÜZERİNE!

Şükrü Üçüncü

08 Temmuz 2019 Pazartesi 11:26

  Son dönemlerde Türkiye’de en çok ezilen, büyük sermayenin köleleri konumunda olan işçi sınıfıdır. 
  Her alanda işçi sınıfı sömürülüyor, yıpratılıyor, hak ihlâline maruz kalıyor…
Basında, tekstilde, ağır sanayide kısacası her yerde işçi sınıfının maruz kaldığı kötü gidişata dur diyen bir tek Allah’ın kulu yok…
  Çay işçisinden tutun da, karanlık zindanları andıran kömür madenlerindeki çocuklara kadar kimse hak ettiği parayı alamıyor ve en kötüsü bu ezilmişliği yaşayanların sesleri hiçbir şekilde çıkmıyor…
  Bir avuç ekmeğe köle zihniyetiyle tamah ettiren işçiler, ses çıkardıklarında "bu ekmekten de olacağız" korkusu ile gitgide daha da kabuğuna çekiliyor... 
Maalesef, sermaye sahiplerinin kölesi durumundalar… Ve bu durumu içselleştirmişler... 
  Asgari ücret diye alın terine biçilen ücret ise, emeğinin 10’da birlik bir kısmını bile karşılamıyor…
Merkezi hükümetlerde sermayenin ya uşaklığını yapıyor, ya da bizzat kendileri sermaye sahipleri konumundalar…
  Ne hazindir ki, işçi sınıfı kendi bünyesinden ve kendi kalbinden merkezi hükümete adam yollamak yerine sermaye çevreleri, sendika patronlarını da kendisi belirliyor. 
Bile bile intihar ediyor…
  Memlekette bulunan diğer partiler, sermayenin uşaklığını yaptıklarından dolayı da ezilen emekçinin alın teri damladığı yerde kuruyor…
Herkesin bu durama razı olması, yurtta zenginin bir o kadar zengin,  yoksulun ise bir o kadar yoksul olmasına neden oluyor. 
Alın terinin karşılığında adına maaş denilen sadakayı alan işçi bu cüzi maaşıyla yine sermaye çevrelerini besliyor. 
  Emperyalizmin diğer etkenleri devreye giriyor… Bankalar, faturalar, mağazalar, kiralar ve vergiler… Böylelikle işçi, “çalış çalış çalış para yok ama köle olmak çok” anlayışı ile yaşama tutunmaya çalışıyor…
  Bir de bunların yanında bu zulme dur demesi için seçilmiş işçi savunucuları yani sendikalar da tam bir teslimiyetçilik ile hareket ediyor. Her partinin ve her siyasi düşüncenin sendikası olunca iktidarın işi oldukça kolaylaşıyor ve her iktidar kendi sendikasını kuruyor. Böylece hakim sendika işçileri susturmak için elinden gelen gayreti gösteriyor. 
  Haliyle işçinin abisi konumunda olması gereken sendikalar; sermayenin kölesi, uşağı, hatta köpeği konumuna düşüyor… İşçilerin hakiki anlamda örgütlenmesine izin verilmiyor…
  Aza kanaat getirme gibi sapık bir düşünce manevi bir düşünceymiş gibi ezilen emekçiye benimsetilmeye çalışılıyor. Bu sözleri sarf eden sermaye bekçileri ise lüks ve şatafat içerisinde yaşıyor… İşçi sınıfı yetersiz ve sağlıksız beslenme nedeniyle kanser, ülser, verem ile mücadele ederken; Türkiye burjuvası gayet sağlıklı ve keyifli bir hayat sürüyor. 
  İşçiler sigorta dışında ilaçlarını alamaz iken, Türkiye burjuvası kendisini en hafif bir hastalığını milyonlar harcayarak ABD ya da Avrupa ülkelerindeki sağlık merkezlerinde tedavi ettiriyor. 
  Buna dur demenin tam zamanıdır diyorsun ama görüyorsun ki, halk ve kitleler tamamen katillerine aşık olmuş durumdadırlar… 
Hal böyle olunca da işçi sınıfı ve onun bakmakla hükümlü olduğu insanlar çeşitli hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor…
Değerli, kardeşlerim…
Kitleler olarak bir araya gelerek, yeniden bir düzen kurmamız gerekmektedir… Kuracağımız bu düzende kapitalist sermayeyi dışarı atıp, bu sömürüye son vermeliyiz… 
Bizlerin haklarını savunması gerekirken, susanları da başımızdan göndermeliyiz. 
İlk işimiz bu olmalıdır… Tarih boyunca Türkiye burjuvazisi, işçileri Batı'daki babalarının söylemleriyle hep ezmiştir…
Buna dur demek için; bir arada olmalıyız…